Hayat Kırkından sonra değil, farkından sonra başlar

0

40’ın büyüsü:

40 büyülü bir sayıdır. Doğumlarda bebeklerin-lohusaların 40’ı beklenir, ölümlerde acının 40’ı beklenir, nazar değmesin diye Maaş Allah derken yanına yine 40 eklenir vs. vs…

Ve 40 yaş çok büyülü bir yaştır. İnsanın kendini sorguladığı, yaşama amacını, bu dünyada bulunma nedenini ve bunun getirdiği pek çok soruyu kendine sorduğu bir yaştır.

Sizce?…

Evet zaman çok hızlı geçiyor. Sevgili okur, kaç yaşındasınız bilmiyorum ama eminim 2 elinizin parmakları yetmiyor şu anda yaşayıp tamamladığınız yılları saymaya. Hadi ayak parmaklarıyla devam edelim. Yetmedi mi? Güzel… O zaman okumaya devam edin lütfen.

Şu  muhteşem hikayeyi paylaşarak devam etmek istiyorum:

“Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır.

Kartalın yaşı 40’a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Tüyleri kartlaşır, kalınlaşır ve kanatlarına takılmaya başlar.

Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır.

Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir. Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.

Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır.

Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler.? Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar.

5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.”

Hikayede hayat kartal için kırkından sonra yol ayrımı demekti. İnsanoğlu için ille 40 olmak zorunda değil. 40 civarında bir nokta diyelim. Şanslıysanız 35 olur, yine şanslıysanız 45 olur. Hiç olmamasındansa. Ama illa ki olur, oluyor. Sadece kişisel farkındalıktan değil, çevreme bakınca akranım olan birçok arkadaşımda aynı arayışı görüyorum.

Allah uzun ömür versin, annanem 84 yaşında. Ben 42 yaşındayım; yani annaneme çektiysem, bi bu kadar sene daha yaşarım. Hayatımızı düşünelim; çok ciddi bir travma ya da iz bırakacak bir olay yaşamadıysanız, ortalama en eski hatıranız hangi yaşınıza dair? En erken kaç yaşınızı hatırlıyorsunuz? Diyelim ki 4-5 yaş. Peki sonra?… Okula başladınız, bir koşturmacadır gitti. Şubat tatili olsa dediniz, yaz tatili gelse dediniz vs. vs…. Lise bittiğinde, bizim nesil ömrünün 18. yılını yaşamaktaydı. Üniversite de varsa oldu mu 22. Yani 40 yılın en az yarısı okuyup adam olacağız diye geçti gitti. Evlilikti, kariyerdi, çoluk-çocuktu derken hayat hızlandıkça hızlandı.

En son ne zaman durup baktınız kendinize? Hayat denen o nehrin akıntısından kurtulup, kıyıya çıkıp da akıntının sizi nereden nereye getirdiğine ve kalan hayatınızda da nereye doğru götürmekte olduğuna?

Ataol Behramoğlu “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var” şiirinde der ki;

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİRŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

Ataol BEHRAMOĞLU

Siz yaşadıklarınızdan neler öğrendiniz? En son ne zaman güneşin doğuşunu seyrettiniz? Seher vakti kuşları seyrettiniz, cıvıltılarını dinlediniz? Başka hiçbir şey yapmadan en son ne zaman saatlerce denizi seyrettiniz? Sevgiliniz en son ne zaman öpülmekten bitkin düştü (sadece öpülmekten -onu öpücüklere boğduğunuz için- daha ilerisinden bahsetmiyorum)? Ne kadar büyük yaşadınız- ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına? “Evet ben çok büyük yaşadım, bundan daha iyisi, daha büyüğü olamazdı” diyebiliyor musunuz?

Demeyin. Lütfen demeyin. Derseniz vazgeçmişsinizdir.

Sevgiyle ilerleyin…

Gülay GÜRKAN
Bireysel ve Kurumsal Yaşam Koçu

http://blog.milliyet.com.tr/

Share.

Bir Cevap Yazın