Beklenti etkisi: Self Fulfilling Prophecy

0

Beklenti etkisi, edebiyat ve psikolojide bir olgudur.

  • Bir insana 40 gün deli dersen deli olur”
  • “Sakınan göze çöp batar”
  • “Aklıma gelen başıma geldi” .. gibi örnekler beklenti etkisinin Türk dilindeki örneklerindendir.

“Kendini gerçekleştiren kehanet” ya da “Pygmalion etkisi” olarak aa adlandırılan bu olgu, kişinin, bir süre sonra başkalarının (özellikle herhangi bir yanıyla kendinden üstün gördüğü insanların) ona ilişkin beklentilerine denk düşen davranışlar sergilemesi şeklinde açıklanabilir. Beklenti etkisi, bilimde, mitolojide ve sanatta değişik boyutlarıyla işlenmiştir. Sosyal psikolojide başlangıçta gerçekliği olmayan bir durum hakkındaki beklentilerin gerçekleşmesine yol açma süreciyle beklenen davranışın sergilenmesi sonucu, olmayan bu halin gerçeğe dönüşmesi biçiminde “self fulfilling prophecy” olarak tanımlanan bu teori, 1911 yılında iki Alman araştırmacının bir at üzerindeki deneyleriyle bilimsel platforma oturtulmuştur. İnsandaki bilinçaltının beklenti etkisini açıklamaktaki rolü büyüktür.

Pek çok çalışma, diğer bireylere kar- şı, beklentilerimiz doğrultusunda hareket etmelerini sağlayacak şekilde davrandığımıza ilişkin kanıtlar ortaya koymaktadır Bireylerin, diğer insanları, onların üyesi oldukları sosyal sınıfları dikkate alarak etiketledikleri, bu etiketler doğrultusunda onlar hakkında çeşitli kalıp yargılar oluşturdukları ve bu kalıp yargıların hedef grup üyelerine ilişkin, çoğunlukla asılsız olan birçok beklentiyi içerdiği daha önce belirtilmiş- ti. İşte sözü edilen bu beklentiler, öncelikle algılayıcının kendi davranışını ve daha sonra da davranışsal uyum yoluyla hedef kişinin davranışını etkilemektedir.

Beklenti etkisini, ilk kez araştırma konusu yapan toplum bilimci Robert Metron (1948) bu davranışsal uyuma “kendini doğrulayan kehanet” adını vermiştir. Merton’a göre ; “Belli bir duruma ilişkin tanımlamalar (kehanetler ya da yordamalar), bir süre sonra bu durumun ayrılmaz bir parçası haline gelirler ve bu da daha sonraki gelişmeleri etkiler.. .Kendini doğrulayan kehanet, başlangıçta, durumun yeni bir davranışa yol açan yanlış bir tanımlamasından ibaretken, sonunda, temelde yanlış olan bir durumu gerçeğe dönüştürür”. Kendini doğrulayan kehanet süreci oldukça yaygın bir süreçtir ve kalıp yargıların kalıcı hale gelmesinde oldukça etkilidir. Belli bir grubun üyelerinin özelliklerine ve nasıl davranmaları gerektiğine ilişkin beklentiler geliştirdi- ğimizde, bu süreç devreye girer.

Bir grup insana insanca davranma olasılığımız, soğuk ve sinsi olduklarına inandığımızda, sıcak ve dost canlısı olduklarını düşündüğümüzde olduğundan çok daha azdır. Sonuç olarak, onlar da bizim soğukluğumuza gücenir ve bize bunun doğrultusunda karşılık verirler. Böylece, bizim onların soğukluğuna ilişkin içsel beklentimiz, aslında temelde bizim kendi davranışımızla biçimlenmiş olsa da, kendini doğrulamış olur . Bu sürece bir başka örnek, Rubovits ve Maehr’den gelir .

Bu araştırmacılar, birçok beyaz orta sınıf öğretmenin, alt sınıftan gelen zenci öğrencilerden çok düşük akademik başarı beklediğini ortaya koymuşlardır. Bu beklentinin etkisini incelemek için, 66 öğretmenden dörder kişilik öğrenci gruplarına ders vermeleri istenmiştir. Her grupta iki beyaz ve iki zenci öğrenci bulunmaktadır. Dersler sırasında, gözlemci, öğrencilerin yanma oturmuş ve öğretmenin davranışlarını; dikkat yöneltme, yüreklendirme, düzeltme, reddetme, övme ve eleştirme oranları açısından kaydetmiştir. Sonuçta, beyaz öğrencilere daha fazla dikkat yöneltildiği; zenci öğrencilerin, daha az övülüp yüreklendirildikleri, daha çok eleştirildikleri ve yanıtlarının daha çok reddedildiği gözlenmiştir. Kendini doğrulayan kehanet, birçok toplumsal kalıp yargının gerçeğe dönüşmesinde etkili bir süreçtir. Bu beklenti etkisi, davranışsal cinsiyet farklılıklarının oluşumunda, ırksal ayrımcılığın devam etmesinde, fiziksel çekiciliğin kişilerarası algıdaki yerinin belirlenmesinde, çalışanların iş performansında ve diğer birçok toplumsal olayda kendini göstermektedir.

Kaynak Wikipedia, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/23/666/8486.pdf

Share.

Bir Cevap Yazın