AİHS Kapsamında İfade Özgürlüğü ve Memuriyetten Çıkarılma: Vogt Kararı

0

Anayasal düzene hasım partinin faaliyetlerine serbestlik tanıyan bir hukuk düzeninde, geçmişte böyle bir partiye üyeliği söz konusu olmuş kişinin memuriyetten çıkarılması, demokratik toplumda gerekli bir müdahale midir? Konu Mahkeme’nin Vogt-Almanya kararında ele alınmıştır.

 Olayda:

Başvurucu Bayan Vogt, Almanca ve Fransızca öğretmenliği eğitimi gördükten sonra Devlet sınavlarını kazanmış ve orta öğretime öğretmen olarak atanmıştır. Öğrencilik yıllarından beri Alman Komünist Partisi (DKP) üyesi olan başvurucu, daha sonra partisi için siyasal faaliyetlerde bulunmuştur. Uzun yıllar süren soruşturma sonunda, anayasal değerlere karşı bir parti olarak kabul edilen, fakat Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmamış bir parti olan DKP’deki siyasal faaliyetleri nedeniyle, her memurun tabi olduğu anayasa sadakat ödevini ihlal ettiği gerekçesiyle öğretmenlik mesleğinden çıkarılmıştır. Başvurucunun ulusal mahkemelere yaptığı başvuru reddedilmiştir. Başvurucu, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Strasbourg organlarına başvurmuştur. İnsan Hakları Mahkemesi aşağıdaki gerekçelerle, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlaline karar vermiştir:

“57. Bu davada Mahkeme’nin görevi, Bayan Vogt’un memuriyetten çıkarılmasının ‘toplumsal ihtiyaç baskısını’ karşılayıp karşılamadığını ve ‘izlenen meşru amaçla orantılı’ olup olmadığını belirlemektir. Bu amaçla Mahkeme, dava konusu olayları, söz konusu tarihte Federal Almanya Cumhuriyeti’nde mevcut durumun ışığında inceleyecektir.

58. Bayan Vogt, 1972 yılında DKP (Alman Komünist Partisi) üyesi olmuştur. Bu durumun, başvurucu 1979 yılında kadrolu memur olarak atanırken ve hatta memuriyetteki deneme dönemi sona ermeden önce, yetkili makamlar tarafından bilindiği konusunda bir tartışma yoktur. Ancak, başvurucunun siyasal faaliyetleri hakkında araştırma yapıldıktan sonra, başvurucu hakkında 1982 yılında disiplin soruşturması başlatılmıştır (bkz., yukarıda paragraf 11). Bu soruşturma, daha başka araştırmaların yapılması için birçok kez durdurulmuş, fakat Bayan Vogt en sonunda 15 Ekim 1987’de, siyasal sadakat ödevini ihlal ettiği gerekçesiyle meslekten çıkarılmıştır. Başvurucunun DKP içindeki çeşitli siyasal faaliyetleri, bu partideki konumu ve Eyalet Parlamentosu seçimlerinde bu partiden adaylığı (bkz., yukarıda paragraf 19), başvurucuya karşı eleştirilerin odağında yer almıştır. Almanya’da memurların tabi olduğu siyasal sadakat ödevi, Federal Anayasa Mahkemesi’nin 22 Mayıs 1975 tarihli kararında tanımlandığı şekliyle, bütün memurlara, devlete saldıran ve mevcut anayasal sistemin özüne karşı çıkan guruplardan, kendilerini tereddüde yer bırakmayacak bir şekilde soyutlama ödevi yüklemektedir. Olayların geçtiği dönemde Alman mahkemeleri, DKP’nin kendi resmi programına dayanarak bu partinin amacının, Federal Alman Cumhuriyeti anayasal düzenini ve toplumsal yapıyı yıkmak ve yerine Demokratik Alman Cumhuriyeti’ndekine benzer bir siyasal sistem kurmak olduğu sonucuna varmışlardır.

59. Mahkeme, demokratik bir devletin memurlarından, üzerinde kurulu bulunduğu anayasal ilkelere sadakat göstermelerini isteme hakkı bulunduğu temelinden hareket etmektedir. Bu bağlamda Mahkeme, Almanya’nın, Weimar Cumhuriyeti altında ve bu rejimin çöküşünden 1949 tarihli Anayasa’nın kabulüne kadar geçen dönemde yaşadığı acı tecrübeleri dikkate almaktadır. Almanya yeni devletini, ‘kendini savunabilir bir demokrasi’ düşüncesi üzerinde kurmak suretiyle, bu tecrübelerin tekrarından kaçınmak istemiştir. Almanya’nın o tarihteki siyasal bağlam içindeki konumu da unutulamamalıdır. Bu koşullar, bu temel kavrama ve buna karşılık gelen memurlara yüklenen siyasal sadakat ödevine, daha fazla ağırlık verilmesini gerektirmektedir.

Bu durumda bile, bu ödevin Alman mahkemeleri tarafından yorumlandığı gibi mutlak bir niteliğe sahip olması çarpıcıdır. Görevi ve düzeyi ne olursa olsun, bütün memurlar eşit ölçüde bu ödevle yükümlüdür. Bu ödev, kendi görüşleri ne olursa olsun, bütün memurların, yetkili makamın Anayasa’ya hasım gördüğü bütün guruplardan ve hareketlerden, hiç tereddüde yer bırakmayacak bir şekilde uzak durmak zorunda olduğunu ima etmektedir. Bu ödev, hizmet yaşamı ile özel yaşam arasında bir ayrım yapmamaktadır; her zaman ve her koşulda vardır. Konuyla ilgili bir başka nokta, olayların geçtiği tarihte, Avrupa Konseyi Üyesi başka bir devlette memurlara, aynı sert sadakat ödevinin yüklenmiş olduğu görülmemektedir; kaldı ki, Almanya’da bile bu ödev, ülkenin her yanında aynı tarzda yorumlanıp uygulanmamıştır; Eyaletlerin önemli bir kısmı, burada söz konusu olan faaliyetlerin bu ödev ile bağdaşmaz olduğunu düşünmemektedir.

60. Bununla birlikte Mahkeme’den, bu sistemi değerlendirmesi istenmemiştir. Buna göre Mahkeme, Bayan Vogt’un meslekten çıkarılması meselesi üzerinde yoğunlaşacaktır. Bu bağlamda Mahkeme ilk olarak, bir orta öğretim öğretmeninin ödeve aykırılık nedeniyle disiplin tedbiri yoluyla meslekten çıkarılmasının çok ağır tedbir olduğunu düşünmek için birçok sebep bulunduğunu kaydeder. Çünkü birincisi, böyle bir kişinin itibarını etkileyeceği ve ikincisi bu şekilde meslekten çıkarı- lan orta öğretim öğretmenleri genellikle geçim kaynaklarını kaybedeceği için, disiplin mahkemesi bunlara aylıklarının bir kısmının ödenmesinin devamına karar verebileceğinden, bu tedbir önemlidir. Son olarak, bu durumdaki bir orta öğretim öğretmeninin, başka bir yerde öğretmenlik işi bulması hemen hemen imkansızdır; çünkü Almanya’da memuriyet dışında öğretmenlik kadroları çok çok azdır. Sonuç olarak bu kişiler yapmayı istedikleri, öğrenimini gördükleri, yetkisini ve tecrübesini kazandıkları tek mesleği icra etme imkanından, hemen hemen kesin olarak yoksun kalacaklardır.

european human right ile ilgili görsel sonucu

Kaydedilmesi gereken ikinci nokta, Bayan Vogt’un, niteliği gereği gü- venlik riski taşımayan bir kadro olan, orta öğretimde Almanca ve Fransızca öğretmenliği yapmasıdır.

Öğretmenlere yüklenen görev ve sorumluluklara aykırı olarak, bayan Vogt’un dersler sırasında öğrencilerini endoktrine etmek (aşılamak) veya başka bir şekilde uygunsuz etkide bulunmak için, konumunun getirdiği avantajdan yararlanma ihtimali şeklinde bir risk vardır. Ancak şimdiye kadar kendisine bu noktadan hiçbir eleştiri yapılmamıştır. Tam tersine, başvurucunun okuldaki çalışmaları, amirleri tarafından bütünüyle tatmin edici bulunmuş ve öğrencileri ve velileri ile diğer meslektaşlarından saygı görmüştür (bkz., yukarıda paragraf 20 ve 22); disiplin mahkemeleri, başvurucunun görevini her zaman eleştiriye maruz kalmayacak bir şekilde yerine getirdiğini kabul etmişlerdir (bkz., yukarıda paragraf 20 ve 22). Gerçekten de yetkili makamların, disiplin soruşturması açtıktan dört yıldan uzun bir süre sonra başvurucuyu görevden almaları (bkz., yukarıda paragraf 11 ve 16), öğrencileri başvurucunun etkisinden uzaklaştırma ihtiyacının acil olmadığını düşündüklerini göstermektedir.

Öğretmenler, öğrencilerin gözünde otorite oldukları için, öğretmenlerin özel görevleri ve sorumlulukları, belirli bir ölçüde okul dışındaki faaliyetleri için de geçerlidir. Ancak, Bayan Vogt’un okul dışında bile, anayasaya aykırı beyanlarda bulunduğu veya anayasaya aykırı bir tutum benimsediğini gösteren her hangi bir delil yoktur. Kendisine yöneltilen tek eleştiri, DKP’nin aktif bir üyesi olması, parti içindeki konumu ve Eyalet Parlamentosu seçimlerinde aday olmasıdır. Bayan Vogt, bu faaliyetlerinin, Alman anayasa düzeni ilkelerinin taraftarı olmakla bağdaştığına dair kişisel kanaatini ısrarla savunmuştur. Disiplin mahkemeleri, başvurucunun kişisel kanaatini, hukuki bakımından önemli görmemekle birlikte (bkz., yukarıda paragraf 22), samimi ve içten bulmuşlardır. Akılda tutulması gereken son bir nokta da, DKP’nin Federal Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmamış olduğu ve sonuç olarak başvurucunun bu parti için yaptığı faaliyetlerin tamamen yasal olduğudur.

61. Yukarıda anlatılanlar ışığında Mahkeme, Bayan Vogt’un ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı göstermek için Hükümet’in ileri sürdüğü gerekçelerin konuyla ilgili olduğu, fakat demokratik bir toplumda gerekliliğini ikna edici bir şekilde ortaya koymak için yeterli olmadığı sonucuna varmaktadır. Devlete belirli bir takdir alanı tanınmış olsa bile, Bayan Vogt’u disiplin yaptırımıyla orta öğretim öğretmenlik kadrosundan çıkarmanın, izlenen meşru amaçla orantısız olduğu sonucuna varılmalıdır. Buna göre Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.

62. Başvurucu ayrıca Sözleşme’nin 11. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğünün de ihlal edildiğinden şikayetçi olmuştur.

63. Hükümet, Sözleşme’nin 10. maddesinde olduğu gibi, 11. mad­denin de uygulanabilir olduğuna itiraz etmemiş; fakat duruşma sırasında Mahkeme’den bu meseleyi yeniden özenle incelemesini talep etmiştir.

64. Sözleşme’nin 11. maddesinin özerk bir rolü ve ayrı bir uygulama alanı bulunmakla birlikte, mevcut davada Sözleşme’nin 10. maddesinin ışığında ele alınmalıdır (bkz., 13.08.1981 tarihli Young, James ve Webster kararı, paragraf 57 ve 26.04.1991 tarihli Ezelin kararı, paragraf 37). Sözleşme’nin 10. maddesinin güvence altına aldığı kişisel görüşleri koruma, 11. maddede yer alan toplanma ve örgütlenme özgürlünün de hedeflerinden biridir.

65. Kadrolu bir memur olan Bayan Vogt, yukarıda Sözleşme’nin 10. maddesi bakımından zikredilen prensipler (bkz., yukarıda paragraf 43 ve 44) gereğince, Sözleşme’nin 11. maddesinin de korumasında yararlanır.

Başvurucu, kişisel görüşüne göre DKP üyeliğinin sadakat ödeviyle bağ- daşmaz olmadığı gerekçesiyle, kendisini bu partiden soyutlamayı ısrarlı bir şekilde reddettiği için, memuriyetten çıkarılmıştır. Buna göre Sözleşme’nin 11/1. fıkrasıyla korunan hakkın kullanılmasına bir müdahale vardır.

66. Böyle bir müdahale, son cümlesindeki istisna dışında, Sözleşme’nin 10/2. fıkrasındaki şartlarla aynı olan Sözleşme’nin 11/2. fıkrasındaki şartları yerine getirmedikçe, 11. maddeye bir aykırılık oluşturur.

67. Bu noktada Mahkeme, söz konusu görevlinin işgal ettiği kadroyu dikkate alarak, bu maddedeki ‘Devlet idaresi’ deyiminin dar yorumlanması gerektiğine dair Komisyon görüşüne katılmaktadır.

68. Ancak öğretmenler, Sözleşme’nin 11/2. fıkrası bakımından ‘Devlet idaresi’nin bir unsuru olarak kabul edilseler bile, ki Mahkeme mevcut davada bu sorunu karara bağlamayı gerekli görmemektedir, bayan Vogt’un memuriyetten çıkarılması, Sözleşme’nin 10. maddesi bakımından daha önce gösterilen gerek- çelerle (bkz., yukarıda paragraf 51-60), izlenen meşru amaçla orantısızdır.

Buna göre, Sözleşme’nin 11. maddesi de ihlal edilmiştir.” iv. Yasal derneğe üyelik nedeniyle kamusal göreve atanamama; Yasal olarak kurulmuş olup faaliyette bulunan mason derneğine üyelik nedeniyle kamusal görevlere atanamama, bireyin örgütlenme özgürlüğüne demokratik toplumda gerekli bir müdahale sayılabilir mi? Bu sorun Mahkeme’nin Grande-Oriente-İtalya kararında tartışılmış ve sonuca bağlanmıştır.26 Olayda: Başvurucu dernek, birçok mason locasını bir araya getiren bir İtalyan mason derneğidir. 1805 yılından bu yana varlığını sürdürmekte olup, Evrensel Masonluk (Universal Freemasonry) ile bağlantılıdır. Başvurucu dernek, İtalyan Medeni Kanunu’nun 36. maddesi bakımından tescil edilmemiş (unrecognised) bir özel hukuk örgütü statüsündedir. Bu nedenle tüzel kişiliğe (legal personality) sahip değildir. Başvurucunun tüzüğü (Articles of Association) noterdedir; dileyen herkes tüzüğe ulaşabilir.

https://i2.wp.com/www.europewatchdog.info/wp-content/uploads/2014/02/2-Rule-of-Law.jpg?w=702

Doç. Dr. Osman DOĞRU

Kaynak : tbbdergisi

Share.

Bir Cevap Yazın